Toplantı Masasındaki O Sessizlik: Korkaklık mı, Matematik mi?
- Tarih:
Sahne tanıdık: Şık bir toplantı odası. Projeksiyonda renkli grafikler. Masanın başında Yönetici, heyecanla yeni projesini anlatıyor. Ancak odadaki herkes –içten içe– projenin hatalı olduğunu, o bütçenin tutmayacağını veya o ürünün satmayacağını biliyor. Hatta belki de projenin etik dışı bir tarafı var.
Yönetici sunumu bitiriyor ve soruyor: “Ne düşünüyorsunuz?” Kısa bir sessizlik oluyor. Sonra birileri kafa sallıyor, birileri “Gayet mantıklı” diyor. Siz? Siz de susuyorsunuz. Belki hafifçe gülümsüyorsunuz. İçinizdeki ses “Bu bir felaket, bunu söylemelisin” diye bağırıyor ama ağzınızdan çıkan cümle şu oluyor: “Elinize sağlık.”
Toplantıdan çıkınca kendinizi kötü hissediyorsunuz. “Neden sustum? Neden itiraz etmedim? Ben korkak biri miyim?” diye kendinizi yiyip bitiriyorsunuz.
Cevap veriyorum: Hayır, korkak değilsiniz. Siz sadece çok iyi matematik bilen rasyonel birisiniz. Ve yaptığınız hesap doğru.

İtirazın Görünmez Faturası
Kurumsal hayatta “Hayır” demenin bir maliyeti (piyasa fiyatı) vardır. Bizler, Ahlaki Çan Eğrisi’nin o güvenli “Merkez”inde yaşayan insanlar olarak, bir eyleme geçmeden önce bilinçaltımızda hızlı bir Maliyet/Fayda analizi yaparız.
O toplantı masasında itiraz etmenin faturası şunlar olabilir:
• “Sorun çıkaran” olarak etiketlenmek.
• Yöneticinin egosunu zedeleyip kara listeye girmek.
• Terfinizin gecikmesi.
• Ekip arkadaşlarınız tarafından “oyunbozan” ilan edilmek.
Peki ya susmanın maliyeti? Kısa vadede sıfır. Maaşınız yatmaya devam eder, huzurunuz bozulmaz, kimse size ters bakmaz.
İşte denklem bu kadar basittir: İtirazın Maliyeti> Susmanın Konforu. Bir kurumda “doğruyu söylemek”, kişiye “yalanı onaylamaktan” daha pahalıya patlıyorsa, o kurumda sessizlik bir karakter sorunu değil, bir tasarım sorunudur. İnsanlar korkak oldukları için değil; o yükü taşıyacak “kapasiteleri” (enerjileri, güvenceleri, destekleri) olmadığı için susarlar.
Abilene Paradoksu: Toplu Delilik
Bu sessizliğin bedeli ise korkunçtur. Sosyolojide buna “Abilene Paradoksu” denir. Hikâyeye göre, bir ailede kimse aslında Teksas’ın Abilene kasabasına gitmek istemez. Ama baba gitmeyi önerince, anne “baba üzülmesin” diye, çocuklar “sorun çıkmasın” diye kabul eder. Sonuçta kimsenin istemediği, herkesin nefret ettiği o yorucu yolculuğa çıkılır.
Şirketler ve devlet kurumları, her gün Abilene otobüsüne binen insanlarla doludur. Herkesin bireysel olarak “saçmalık” dediği kararlar, toplu haldeyken “strateji” diye alkışlanır. Buna “Kurumsal Aptallaşma” diyoruz. Bireyleri zeki olan bir topluluk, sistem (korku ve maliyet) yüzünden aptalca kararlar alabilir.
Tarih; itiraz mekanizması çalışmadığı için batan dev şirketlerin, patlayan uzay mekiklerinin (Challenger faciası, mühendislerin susması yüzünden olmuştur) enkazıyla doludur. O enkazların altında, “kötü niyetli” insanlar değil, “maliyet hesabı yapan” suskun profesyoneller yatar.
Yöneticinin Sorumluluğu: Maliyeti Düşürmek
O halde çözüm nedir? Çalışanlara “Cesur olun!” seminerleri vermek mi? Hayır. Ahlak, gazla çalışmaz.
Eğer bir yönetici (veya lider), masasında gerçeği duymak istiyorsa, yapması gereken şey İtirazın Maliyetini Düşürmektir.
• “Hayır” diyenin cezalandırıldığı değil, ödüllendirildiği bir sistem kurmak.
• Toplantılarda bir kişiye resmen “Şeytanın Avukatı” rolünü verip, itiraz etmeyi bir “görev” haline getirmek.
• Anonim eleştiri kanallarını açık tutmak.
Çünkü bir kurumun bağışıklık sistemi, “Evet efendim” diyenler değil; “Efendim burada bir hata var” diyebilen o Yaratıcı Etik Aktörlerdir. Onları susturmak, kurumun acı reseptörlerini sökmek demektir. Acıyı hissetmeyen organizma, hastalığı fark edemez ve ölür.
Sonuç: Maaşınız Neyin Karşılığı?
Yazıyı bitirirken kendinize şu acı soruyu sorun: Maaş bordronuzda yazan rakam, sadece emeğinizin ve zekanızın karşılığı mı? Yoksa o rakamın içinde, görmezden geldiklerinizin, yuttuklarınızın ve o toplantı masalarında sattığınız sessizliğin “sus payı” da var mı?
Eğer sus payı, emeğinizden fazlaysa; evet, güvendesiniz. Ama artık özgür değilsiniz.




