Picture of Salih Akyüz
Salih Akyüz

Toprak, Okur İnsanı

A+ A-

Toprakla Aynı Manaya Varabilmek

Yaşamımız boyunca onunla aynı kelimeyi terennüm edebilmenin ortaklığını başarabildiysek, Ona; sadece kendi ellerimizle şekillendirdiğimiz davranışlarımızı yine kendimize ait bir hikâye ile bezeyerek anlatabildiysek,

Adımlarımızı; merhamete doğru ve kararlı bir şekilde atabildiysek, Ellerimizle; adalet çiçeğine damla damla suyu büyük bir şefkatle verebildiysek, Toprakla; aynı türkünün nağmelerinde buluşup onunla aynı hüzünde dertlenebilmeyi başarabildiysek,

Notalarımızı; onunla denk getirme ve melodinin akışında aynı yöne doğru savrulma şerefine erebildiysek, Artık toprak da bizi okumaya başlayabilir. Toprak, insanı yabana atmaz. Onu, ulu orta bırakmaz. Uzun uzadıya ve hayran bir eda ile izler insanı.

Hakikatin cümlelerinin, onda nasıl bir mükemmelliğe sebep olduğunu incelemeye koyulur; davranışlarla bezediği en ince hücrelerine kadar… Toprağın insanı okuyabilmesi için gereken tek husus; toprağın insanda okunabilecek değerde kelimeyi ve yaşanmış hakikati bulabilmesidir. O zaman, insanın tek bir kelimesine biledokunmaz.

Yaşam boyu oluşturulan o anlamlı dizilimi değiştirmeye kıyamaz. “Kelimeleri ile duruşu son derece uyumlu ve hayran olunası” diye bir kenara not eder. “Aldığı emaneti çok iyi koruyabilmiş ve onunla katma değer oluşturmayı başarmış.” diye eklemeyi de unutmaz. Çünkü bedenin bütünlüğünde bir değişiklik yaptığında, davranışlarla düşünceler arasında yakalanan muazzam uyumu bozmaktan çekinir.

İnsanın sözleri ve davranışları arasında özenle bina ettiği vurgularına hayran olmayı, ihmal etmez. Bu binanın virgülünü bile yabana atmaya, gönlü rıza göstermez. Çünkü; toprağa hediye edebilecek içtenlikle kurulmuş ve davranışlarla desteklenmiş cümleleri çok sever. Hele bir de; hakikat cümleleri ile davranışlar arasında sağlanan bu dikkatin, ömür boyu muhafaza edilmesine ve toprağa kadar taşınabilmesine hayran olur.

Toprak; kelimeler ile davranışlar arasındaki uyumu kendine ait hissettiğinde, mutluluktan insanı sımsıkı tutar. Hiçbir yelin bu uyumu bozmasına ve insanla yakaladığı bu birlikteliği tarumar etmesine izin vermez. İnsandan ayrılmaya gönlü müsaade etmez. Azgın sel suları bile söz geçiremez bu sevgiyi bozmaya.

Çiçeği, çimeni, ağacı tuttuğu gibi insanı da tutar. Halil Cibran; kâinatta var olan ve insanın da görebilmesi son derece mümkün olan büyük uyumu dile getirmiştir: “Ağaçlar, gökyüzünün yeryüzüne yazdığı şiirlerdir.” Toprak tarafından okunabilen insan dakâinattaki bu uyuma birlenmiş olur.

Toprak, insanını bırakmaz yaban ellere. “O bendendir. Dünyada yaşarken beni hiç unutmadığı gibi, ben de onu bırakamam. Anca beraber, kanca beraber.” der. Onunla esaslı bir buluşmaya bakar bütün mesele. Nice madenleri sakladığı gibi insanı da saklar. Toprağın karanlığı; bu kıymetli misafirini güneşten ve aydınlığın görünür kıldığı her şeyden muhafaza etmeye gayret eder. Sadece muhafaza etmekle kalmaz. Tahmin bile edilemeyecek kıymetlerle ve değerlerle de tezyin eder.

Toprağın derinliği; insanı muhafaza ettiği gibi aynı zamanda kıymetlendirmeyi de ihmal etmez. Onunla birlikte bulunulan zaman arttıkça, insanın taşıdığı değerin arttığı da kolayca gözlemlenmiş olur.

Zamanın getirdiği bütün yüke birlikte omuz verdikçe, Toprak havayı teneffüs ederken; içinde uçuşan büyük küçük bütün kötülükleri de insanla birlikte içine çektikçe… Zamana zaman, varlığa değer kazandırılmış olur.

Toprakla bir olduğunda insanın nefesine; tarifi imkânsız bir rayiha yüklenir. Sohbetin aromasını taşımak, bundan sonraki yolculuğunda kelimelere de ağır gelir. Bunca ağır yükü, artık taşıyamaz olur harfler. Kelimeler, duygulara yük olur.

Ses kaybolur, öz açığa çıkar.

“Siz harfler! Bundan sonrası bizde. Siz, bir adım geri durun şimdi” der. Rachel Carson; sözcüklerin bu hususta anlamı taşırken yetersiz kalışına şu dizelerle şemsiye açmış ve yakalanan manayı muhafaza etmek adına ne de güzel söylemiş: “Küçük bir çocuğa doğayı tanıtırken bilgi, duygunun yarısı kadar bile önemli değildir.” Doğa ile buluşmak ve toprak ile bir olmakmevzubahis olduğunda ses ve söz,önemini zannedilenden daha fazlakaybetmektedir.

Toprak ile aynı manayı taşıyabildiğinde insanın; bakışlarına sinen güzel kokunun kaynağı bilinemez olur. Ne olmuştur da bakışlar bu kadar keskinleşmiştir! Ufuk, toprağın insanı tutmasıyla derinlik kazanmıştır. Bakışlar, insan ufkuna kadar yaklaşmıştır.

Toprak ile sağlanan birliktelik, aynı koroda yer alan farklı müzik aletlerinin uyumu ile ortaya çıkan harika bir nağmeye benzer. Müzik aletlerinin isimleri farklıdır ama ortaya çıkan ses, mükemmel bir senfoni olmuştur.

İnsanın kökü, toprakla buluşabilmek ve onunla bir olmak için onun derinlerine kadar inebilmelidir. İnebilmeli ki insan; önceki zamanlardan kendisine kadar ulaştırılmak istenen mesajı alabilmelidir.

Toprak, çok iyi bir bilgi taşıyıcıdır. Ona emanet edilebilen bilgiyi, ilgilisine mutlaka ulaştırır. Sonraki zamanlarına söyleyeceğini de insan, gönül rahatlığıyla toprağa emanet edebilir. Nesiller arası hakikat aktarımı, böylelikle sağlıklı bir şekilde temin edilmiş olur. Bunun eksiksiz bir şekilde başarılması için, toprağa sımsıkı tutunmak gerekmektedir. Zamanlar arası hafızanın taşınması, böylece tecrübe edilmiş olur.

Çünkü solucan ile aynı takımda olabilene, rüzgâr anlaşılamayan bir şarkı söylemez. Kâinatta insan dışındaki bütün varlıklar, birbirini takip eden ahenkli bir melodi içinde yer almaktadır. İnsanın toprak tarafından okunabilmesi, bu mükemmel melodiye onun da dahil edilmesi anlamını taşıyacaktır.

Toprak Temizdir, Güvenilirdir

Toprak sessizdir. Toprağın sessizliğinde insan, kendini bulabilir. Kulağına çok önceleri kaybettiği değerlerin sesi, gözüne de kâinatı oluşturan renkler gelebilir. İnsana, bir nevi, rehberlik yapar. Toprağın kirli ve kirletici olmadığını da hatırlamalıyız. İnsanların; toprağın kirli olduğunu düşünmesi, toprağı çok incitir. Unutmamak gerekir ki; toprak temizdir ve temizleyicidir.

Toprak aynadır. İnsan, toprakta kendini görür. Yapmak istediklerini ve istediği halde gerçekleştiremediklerini hatırlama fırsatına kavuşur. Toprak; insanda hangi davranış kalıbını gördüyse, aynı şeyi ona yansıtmakta çok mahirdir. Daha önce insanın kendisine emanet ettiği davranış mirasını ne eksiltir, ne de arttırır.

Toprak, insanda sadece okuyabilecek kadar bir anlam kümesi bulabilmelidir. Ya da insan toprağa; okunabilecek değerde bir kıymetini, davranış cinsinden daha evvelden sunmuş olmalıdır. Bulduğu manayı da toprağa hediye edebilmeli insan. İnsanın toprağa hediye ettiği mananın kök değeri, insanın toprağa hediyesinden sonra bile vardığını muhafaza edebilmelidir.

Nitekim Wendell Berry de: “Toprağı anlamak, kendimizi anlamaktır.” diyerek, insanla toprak arasındaki son derece sıkı ilgiyi dile getirmiştir. Bu sıkı ilgiyi fark ettiğimiz zaman, her şeyin sürekliliği yeniden başlamış olur ve toprak, işte o zaman insanı ilelebet tutar.

İnsan, toprağa sadece bedenini bırakmaz. Bir ömür boyunca kurduğu cümleleri, sakladığı niyetleri, davranışlarına sinen hakikati ve merhameti de bırakır. Toprak ise kendisine emanet edilen hiçbir manayı zayi etmez. Sessizliğiyle korur, derinliğiyle saklar ve zamanı geldiğinde yeniden hayata ulaştırır. Bu yüzden insanın toprağa yaklaşması; yalnızca tabiata yaklaşmak değil, aynı zamanda kendi özüne doğru yürüyebilmesidir.

Çünkü toprak, kendisine hakikatle dokunan hiçbir insanı unutmaz. Ve insan, ancak toprağın okuyabildiği bir cümleye dönüşebildiğinde, gerçekten yaşamış sayılır.