Yalnızlığın Bir Vazifesi Vardır
- Tarih:
Bir varlığın gök kubbe altında yalnız kalması, onun artık amaçsızlaştığı anlamına gelmeyecektir. Bu yeni durum, karanlığın dipsiz kuyusuna düşmek olarak da yorumlanmamalıdır. Büyük bir düş kırıklığını davet ediyormuş gibi ise, hiç değerlendirilmemelidir. Nihayetinde gün doğmakta, rüzgâr esmekte ve dünya dönmeye devam etmektedir.
Güneşin terk ettiği sokak köşeleri, artık karanlıkta kalabilir. Suyun çekilmesiyle birlikte deniz kenarı, hiçbir zaman su ile buluşmamış gibi kupkuru bir görüntüye kavuşabilir. Yarınlara dair umut kıvılcımının titremeye başlaması, başarı ile arasına mesafeler girmesi şeklinde yorumlanabilir. Vakit gece olduğunda ve uyumak için lambayı kapattığımızda, odanın içinde var olan her şey birden yok hükmüne bürünebilir. Bundan böyle, karanlığın sözüne tâbi olunacağı şeklinde yorumlanabilir.
Ama gündüzü olmayan gece, devası olmayan dert, aydınlığı olmayan karanlık olmadığı gibi; amaçsız bir varlık da şimdiye kadar nefes almamıştır, bundan sonra da alamayacaktır. Kelebek; her şart altında kanat çırpmayı sürdürecek, örümcek ise ağını örmeye devam edecektir. Güneş; gökyüzündeki anlamını kuşanacak, bulut ise nazlı süzülüşüyle bu anlama eşlik etmeye çalışacaktır.
Bütün mevcudatın amacı doğrultusunda ter döktüğü gibi, yalnızlaşanlar da yeni amacını keşfedecek ve onu icra etme derdinde olacaktır.
Yalnızlığın Manzarası
Yol, koskoca bir düzlükte yalnız başına kalabilir. Arkadaşları tarafından dağın başında bırakılmış gibi görülebilir. Hiçbir güzergahtan ona doğru bağlantı kurulamadığı gibi, ondan ötesi için de artık güzergâh çizilemez ve umut verilemez bir fotoğraf ortaya konulabilir. Artık “öncesi ile ilgisizdir ve sonrası için de ilgisiz kalacaktır” şeklinde bir değerlendirmeye konu olabilir, kahramanımız olan yol.
Böylesi bir fotoğrafta görünenin, artık bir güzergâh olmadığı ve onun yol gibi de değerlendirilemeyeceği şeklinde ense karartıcı bir cümle kurulabilir. Ama bu sonuç; onun kâinatta işgal ettiği yeri tek başına silmeye yetmeyecektir. Yerküre üzerinde nice canlıya hâlâ daha ev sahipliği yapmakta, nice hayatın sessiz güzergahı olmayı sürdürmektedir.
Bomboş arazideki ağaç da, yapayalnız kalmış gibi görülebilir. Etrafındaki bitkiler, bütünüyle örtüsünü kaldırmış ve ötelere gitmiş olabilir. Yalnız kalan ağaç; rüzgârın bütün darbelerine ve yağmurun sonu gelmez yağışlarına, yalnız başına göğüs germek zorunda kalabilir. Yaz aylarının sıcağıyla tek başına mücadele ettiği gibi, kış aylarının soğuğuyla da bir başına kalakalmış olabilir. Etrafındaki meyvelerinden geriye tek bir iz bile kalmamış, kokularını dahi rüzgâra kaptırmış olabilir.
Bütün bu hikâyenin onu olgunlaştırıp bir sonraki mevsime hazırlayabileceği, ihtimal dahilinde bile görülmemektedir. Değil mi ki; “sonraki ilkinden hayırlı olacaktır “ ilahi cümlesi, gökleri titretmeye kıyamete kadar devam edecektir.
O zaman hiçbir şey geç değildir. Olan biten, kalabalık değil sadece bir yalnızlıktır. Bu vesileyle kâinat ona; yaprağıyla, dalıyla ve gövdesiyle bir bütün olmayı öğretmektedir. Yalnızlık bir ceza değil, bilakis bir anlamdır. Yeni bir anlam.Bu anlamı ise iyi bir şekilde kuşanmak vehakkıyla muhafaza etmek gerekmektedir.
Toprak altındaki elma tohumu da, kucağında mesajı ile birlikte yalnız kalmıştır. Toprağın bağrına bir başına ve sere serpe atılarak bırakılmıştır. Bulunduğu yerde, bütün serinliğiyle esen meltemi bile yakalayamamaktadır. Güne erememekte, güneşe selam verememektedir. Havanın ayazından, cemiyetin yakaladığı düşünülen renkten çok uzakta bulunmaktadır. İlk tahminlere göre, yıllar sonra meyveye duracaktır.

Her şeyin yolunda gitmemesi de mümkündür. Böyle olursa, daha filizlenmeden toprağa karışacak ve başka ağaçların anlam bulmasına yardım edecektir. Ne var ki, toprağın altında ayrı bir hayat kurulmuştur. İhtiyaç duyduğu bütün vitaminler ve mineraller, toprak tarafından karşılanmaktadır. Toprağın üstündeki yaşamla ilgili havadisleri de karıncalar, kulağına doğru fısıldamaktadır. Bütün kâinatın kendisi için var olduğu insana, tam olarak hazırlanmalıdır. Yalnızlığın sebep olduğu bütün yarım bırakılmış cümleleri terk etmeli, güneşin bütün varlığa anlam katacağı büyük doğuşuna kendini ayarlamalıdır.
Sokak lambası, bütün aydınlığıyla birlikte yalnız kalır. Gölgesinde cereyan eden bütün insan hareketliliğine rağmen, gecenin karanlığında sessizliğe mahkûm olur. Zaten bu mahkûmiyet, bir bakıma onun varlık sebebidir. Güneş gittiğinde bile göze ışık olmayı başarabilmelidir. Göz nesneyi görebilmeli; sokak lambası da duruşunu bu vazifesine göre sürdürmelidir. İşte yalnızlığın en görünür yüzlerinden biri de vazifedir.
Deniz feneri, yapayalnızdır. Oracıkta ve kendi halinde beklemektedir. İnsanların kaçtığı dalgalarla ve onulmaz rüzgarla mücadelesinde de yalnız kalmaktadır. Denizin dalgasının boyu insanı geçince, rüzgârın şiddeti karşı konulamaz olunca ve gecenin karanlığı ışıktan yoksun bırakırcasına bastırınca insanlar; onun imdadına sığınır. Bütün bu tehlikeler geçince ve hayatın bu gündemi bitince insanlar, deniz fenerini terk ederler. İnsanlar gider; fakat kuşlar onun sessiz komşuluğunu terk etmez. Deniz feneri de, varlık amacını kuşanarak yol göstermeye devam edecektir.
Belki de yalnızlık, sandığımız gibi eksilmek değildir. Kâinatın nice sessiz kahramanı, en büyük vazifesini kalabalıklardan uzakta yerine getirmiştir. Tohum toprağın altında, ağaç ıssız ovada, sokak lambası gecenin ortasında, deniz feneri fırtınanın kıyısında yalnız görünür; fakat hiçbiri amaçsız değildir. Çünkü anlam, çoğu zaman alkışın bulunduğu yerde değil, sorumluluğun omuzlandığı yerde filizlenir.
İnsana düşen de yalnızlığını bir mahrumiyet olarak değil, kendisini olgunlaştıran ve vazifesine hazırlayan bir emanet olarak okuyabilmektir. Zira kâinatta hiçbir varlık, yalnız kaldığı için anlamsızlaşmaz; aksine, bazen tam da yalnız kaldığında var oluş gayesini daha berrak biçimde ortaya koyar.




