Picture of Nuh Muaz Kapan
Nuh Muaz Kapan

Ziya Gökalp’te Toplumun Temeli: Değerler, Dayanışma ve Millî Ruh

A+ A-

Ziya Gökalp’in düşüncesi, yalnızca bir sosyoloji kuramı değil, aynı zamanda bir toplum tasavvurudur. Onun yaşadığı dönem, Osmanlı İmparatorluğu’nun çözülüşüne ve yeni bir siyasal-toplumsal düzen arayışına sahne olmuştur. Bu nedenle Gökalp’in temel meselesi, “toplum nasıl ayakta kalır?” sorusudur. Bu soruya verdiği cevap ise siyasetten ya da ekonomiden önce değerler dünyasına işaret eder.

Gökalp’e göre toplum, bireylerin sözleşerek kurduğu yapay bir birlik değildir. Toplumun kendine ait bir gerçekliği, bir sürekliliği ve bireylerden bağımsız işleyen bir düzeni vardır. Bu anlayışta, en önemli düşünsel etkilerden biri Émile Durkheim’dır. Ancak Gökalp, Durkheim’ın kavramlarını olduğu gibi almak yerine, onları Osmanlı-Türk toplumunun şartlarına uyarlamıştır. Çünkü onun karşı karşıya olduğu mesele, sanayileşmiş Batı toplumlarındaki sınıflaşma değil; dağılma tehlikesi yaşayan çok katmanlı bir imparatorluk mirasından ortak bir toplumsal bilinç çıkarma problemidir.

Bu noktada Gökalp’in sosyolojisinde merkezi yer tutan kavram dayanışmadır. Ona göre bir toplumu bir arada tutan şey, zorlayıcı bir güçten ziyade ortak duygu ve değerlerdir. İnsanlar aynı dili konuşur, benzer ahlâk kurallarını benimser, benzer sevinçlere ve acılara tepki verirler. Bu ortaklıklar, bireylerin birbirini “yabancı” değil “bizden” olarak görmesini sağlar. İşte bu “biz duygusu”, toplumsal varlığın temelidir.

Gökalp toplumu açıklarken indirgemeci yaklaşımlara karşı çıkar. Toplumu yalnızca ekonomik ilişkilerle açıklayan görüşleri yetersiz bulur. Ona göre ekonomi, siyaset, din, ahlâk, sanat ve hukuk gibi alanların her biri toplumsal hayatın bir yönünü ifade eder; fakat hiçbiri tek başına toplumu açıklayamaz. Toplum çok katmanlı bir bütündür ve bu bütünün en derin katmanında manevî değerler sistemi yer alır. Bu değerler sistemi, bireylerin neyi doğru, neyi yanlış; neyi güzel, neyi çirkin; neyi kutsal, neyi sıradan sayacağını belirler.

Bu nedenle Gökalp’te toplum, maddî bir organizasyondan çok manevî bir birliktir. Devlet yıkılabilir, sınırlar değişebilir, kurumlar dönüşebilir; fakat bir toplumun değerler dünyası ayakta kaldığı sürece o toplum yeniden örgütlenebilir. Bu bakımdan Gökalp’in düşüncesi, toplumsal sürekliliği kültürel süreklilikle temellendirir.

Hars: Toplumsal Değerlerin Kaynağı ve Kültürel Süreklilik

Ziya Gökalp’in düşünce sisteminin kalbinde yer alan kavram harstır. Günümüz Türkçesinde “kültür” kelimesiyle karşılanan bu kavram, Gökalp’te çok daha derin ve kurucu bir anlam taşır. Hars, bir milleti millet yapan ortak duygu, düşünüş ve yaşayış biçimlerinin bütünüdür. Dil, dinî pratikler, ahlâk anlayışı, gelenekler, töreler, edebiyat, müzik, halk anlatıları ve estetik zevkler harsın alanına girer. Bunlar bir toplumun ruhunu oluşturur.

Gökalp’in meşhur hars–medeniyet ayrımı, bu noktada belirleyici olur. Medeniyet; bilim, teknik, kurumlar ve yöntemler gibi insanlığın ortak birikimini ifade eder. Bu alan milletler arasında alışverişe açıktır. Bir toplum başka bir toplumdan teknik bilgi alabilir, bilimsel yöntemleri benimseyebilir, idarî kurumları örnek alabilir. Ancak hars böyle değildir. Hars, tarih içinde kendiliğinden oluşur; dışarıdan hazır biçimde alınamaz. Çünkü hars, bir toplumun iç dünyasının ürünüdür.

Bu ayrım, Gökalp’in modernleşme anlayışının temelini oluşturur. Ona göre geri kalmış bir toplumun ilerlemesi için medeniyet unsurlarını alması gerekir; fakat bunu yaparken kendi harsını kaybederse, ortaya köksüz ve taklitçi bir yapı çıkar. Yani mesele Batılılaşmak ya da Batı’dan kopmak değildir; mesele, medeniyeti almak ama harsı korumaktır. Bu yaklaşım, kültürel kimliği koruyarak değişmeyi mümkün gören dengeli bir model sunar.

Gökalp’in toplumsal değerlerin kaynağını harsla açıklaması, onun eğitim ve siyaset anlayışını da doğrudan etkiler. Eğitim, yalnızca bilgi kazandırma süreci değildir; aynı zamanda millî kültürün yeni nesillere aktarılmasıdır. Çocuk, toplumun değerler dünyasına eğitim yoluyla girer. Eğer eğitim sistemi millî kültürle bağını koparırsa, bireyler kendi toplumuna yabancılaşır. Bu yabancılaşma ise toplumsal çözülmenin başlangıcıdır.

Hars aynı zamanda millî kimliğin de temelidir. Gökalp’e göre millet, ırka dayalı biyolojik bir birlik değil; ortak kültür etrafında oluşmuş manevî bir topluluktur. Aynı dili konuşan, benzer duyguları paylaşan ve ortak bir değerler dünyasında yaşayan insanlar millet oluşturur. Bu tanım, Gökalp’in milliyetçilik anlayışını kültürel bir zemine oturtur. Böylece millet kavramı, dışlayıcı bir biyolojik kategori olmaktan çıkar, ortak kültürde birleşen bir topluluk fikrine dönüşür.

Gökalp’in yaşadığı dönemde Osmanlı toplumunda Batıcılık, İslamcılık ve Türkçülük gibi farklı fikir akımları vardı. O, bu akımlar arasında kesin kopuşlar yerine bir denge kurmaya çalıştı. Bilimde ve teknikte çağın medeniyet seviyesini yakalamak, ahlâk ve inanç dünyasında tarihî köklerle bağı sürdürmek ve kültürel alanda millî şahsiyeti korumak… Bu yaklaşım, hars ile medeniyet ayrımının siyasal ve toplumsal bir senteze dönüşmüş hâlidir.

Sonuç olarak Gökalp’te toplumsal değerlerin gerçek kaynağı harsdır. Hars, toplumun hafızasıdır; ortak anlam dünyasının taşıyıcısıdır. Medeniyet değişebilir, gelişebilir ve paylaşılabilir. Fakat hars, bir milleti millet yapan özdür. Bu öz canlı kaldığı sürece toplum kimliğini korur, değişim süreçlerini sarsılmadan atlatabilir. Bu nedenle Ziya Gökalp’in düşüncesi, yalnızca kendi döneminin krizlerine değil, bugün de kültür, kimlik ve modernleşme tartışmalarına güçlü bir düşünsel zemin sunmaya devam etmektedir.