Picture of Mehmet Aycı
Mehmet Aycı

Bağlı Köpeği Öldürmek

A+ A-

Susuz’dan Ericek Kaşına göçmüştük. Yeni yayla evimiz henüz yapılmamıştı. Eskisi, dik dörtgen planlı, duvarları taştan, tek katlı, iki gözlü, çatısı mertekle üzeri ardıç kabuklarıyla kaplı bir evdi (haydağandı). Hemen arkasında, kuru ardıç dallarıyla ağıllanmış harmanımız vardı.

Evimiz yüksek tavanlıydı. Yağmurda pek çok yeri akardı. Bir tarafını ambar ve yüklük olarak kullanılırdı.  Ocaklığın bulunduğu diğer tarafı ise oturmak, yatmak ve mutfak içindi. Duvarlarında akrep gördüğüm bile olurdu. “Akrep” diye bağırır, gösterirdim. Evde yetişkin kim varsa, akrebi kaçırmadan öldürmeye çalışırdı.

Bu evimize yakın, yakın dediysem, en az yarımşar kilometre uzaklıkta komşularımız vardı. Su, varsa şayet Kara Fakının Kuyusundan çekilir, eşeğe yüklenir, getirilirdi. Bu kuyuda su kalmamışsa,  Çatmaca Kuyusundan getirilirdi. Çatmaca ta eski çağlardan, Roma döneminden kalan bir kuyuydu. Derin değildi ancak, suyu hiç eksilmezdi. O zaman plastik bidonumuz yoktu, keçi derisinden tuluklarımız vardı.  Tuluk, suyu daima serin tutardı.

Ekinler biçildikten sonra göçmüştüm. Tarlalar ekin sapı (firez) kokardı. Kokunun bir rengi ve tadı vardı; sabahları insanın içine işleyen bal renkli bir kokuydu bu, gece emdiği çiği güneşe armağan ederken, güneşin rengine bürünen kokuydu. Ağıldaki oğlaklarımıza bakmak için karşıdaki ardıcın dibine giderken içinden geçtiğim firez bacaklarımı çizerdi.

Buranın taşları diğer yaylamızın taşlarından farklıydı. Pek çok şekilde taşın karışımından olan taşlarla, yekpare ağır taşlardan (demirkapan) mor-kahverengi taşlardı. Altlarını kaldırır, akrep var mı diye bakardım. Genelde taşın altına yapışık hareketsiz dururlardı. Onlara korkarak firez batırırdım.

Ağustos böcekleri seslerini takip eder onları yakalamaya çalışırdım.

Ötüşleri, renkleri, kanat ve gagaları farklı küçük kuşların (çinçik) yuvalarını bulmak için dolaşırdım, bazen boş yuvalar bulurdum. İçinde yumurta kabukları, bazen cılk, civciv çıkarmamış yumurta bulurdum.

Her durumda kendime bir oyun icat ederdim.

O gün ağabeyim keçi sürüsünü Dökük dediğimiz yere gütmeye götürmüştü. Annem galiba doğum yapmıştı ve Dere’deydi. Babamla amcamın nerede olduğunu hatırlamıyorum. Ablam evin içinde ekmek yapıyordu.

Köpeğimizi gündüz bağlıyorduk. Evin alt yanındaki ardıç ağacında bağlıydı.

Köpek havlamaya, gerinip ipi zorlamaya başladı. Ablamın arkadaşı olan Emiş bize geliyordu. Köpek bağlı olduğu için rahat geliyordu. Köpek ipi mi kırdı, ip mi çözüldü, yoksa gevşeyip boynundan mı çıktı bilmiyorum, evimizin hemen önündeki küllükte Emiş’in bacaklara saldırdı. Emiş, çığlık atarak ağlamaya başladı. Gözümün önünde Emiş’in iki bacağını da daladı.

Ablam, evden “Allah, canımı al” diyerek çıktı, köpeği sopalayarak kovdu ve Emiş’i içeri taşıdı. İki dizi de pek çok yerinden delinmişti. Yaraları, yarı kırmızı yarı beyazdı. Ablam, yağ küpünü getirdi, parmağıyla emişin her yarasına tuzlu tereyağı bastı.

Bir sonraki gün köpeğimizi zincirle aynı ağaca bağladıklarını gördüm. Emiş’in ağabeyi Yusuf omuzunda tüfekle geldi. Bağlı köpeğimiz kudurmuşçasına Yusuf’a saldırmak için zincirden kurtulmaya çalışıyordu. Yusuf tüfeği köpeğe doğrulttu. Elleri titriyor, namlu aşağı yukarı hareket ediyordu. Ateş etti. Ateş etti. Boş fişekleri çıkarıp tüfeği tekrar doldurdu, ateş etti. Köpek can çekişerek öldü.

Evden hiç kimse Yusuf’a bir şey söylemedi.

O gün ağustos böcekleri ağıt yaktı. Firezler kan koktu. Kuşlar, köpeğimizin ölü gözü gibi baktı. Duvarda gördüğüm akrebi kimseye söylemedim, içimden gidip Yusuf’u her yerinden sokması için dua ettim.

O gün canım hiçbir şey yapmak istemedi. Dizlerimdeki firez sıyrıklarını kaşıyıp kanattım. Yüzümü astım. Karnım ağrıdı, ağrıdığını kimseye söylemedim. O gün Yusuf’a engel olmadığı, bir şey söylemediği için babama ve amcama kızdım. Sofraya bilerek çorba döktüm. Çay bardağını bilerek elimden düşürüp kırdım. Babamla aynı yatakta yatıyorduk, o uyudu, ben uyumadım. Çişim geldiği halde dışarı çıkmadım. Yatağa bilerek işedim.

Karın ağrım günlerce sürdü. Yediğimi kusuyordum. Beni Karanın Kızı’na götürdüler.