Picture of Fatih Yılmaz
Fatih Yılmaz

Aile, toplum ve varoluş

A+ A-

Türkiye nüfusu yaşlanıyor ama mesele sadece insanların daha az çocuk yapması değil. Asıl mesele şu, bir toplum neden varoluşunu sürdürmek istemez? Bir ailenin ve dolayısıyla bir toplumun geleceği olan yegâne dayanak çocuklarımızdır. Çocuklarımız geleceğimizdir ve geleceğimiz çocuklarımıza, çocuklarımızın eğitimine ve gelişimine bağlıdır. Artık mesele eğitim ve gelişimin de ötesine geçmiş durumda.

Türkiye’de kadın başına düşen çocuk sayısı 2001’de 2.38’di. 2024’te 1.48’e düştü. Yani yalnızca bir nesil içerisinde, nüfusun kendini yenileme sınırı olan 2.1’in oldukça altına indik. Bu durum bir toplum için tehlike çanlarının çıldırırcasına çaldığı anlamına gelmektedir ama hala konuyu doğru açıdan ele almakta zorlanıyoruz.

Hala bu meseleyi, “Gençler çocuk yapmak istemiyor” diye konuşuyoruz. Bence bu, sorunun kendisini değil, sonucunu anlatıyor. Çünkü çocuk sahibi olmak sadece biyolojik bir karar değildir. İnsanlar çocuk yaparken aslında geleceğe dair bir karar verir. Bir ev alabilecek miyim? Çocuğuma iyi bir eğitim verebilecek miyim? İşimi kaybedersem ne olacak? Kreş, okul ve sağlık hizmetlerinin altından kalkabilecek miyim? Çocuğum benden daha iyi bir hayat yaşayabilecek mi? Aslında kafalarda dehşete düşüren bir problem var, “acaba varoluşumuzu devam ettirmenin akla ve mantığa uyan bir yanı kaldı mı?”

Bir toplumda insanlar bu soruların cevaplarından emin değilse çocuk sayısı düşer. Hatta bırakın çocuk sayısını evliliğe olan ihtiyaç bile ortadan kalkar. Ayrıca doğurganlık yalnızca ekonomik bir mesele de değil. Evlilik yaşı yükseliyor. Şehir hayatı değişiyor. Kadınların eğitim ve çalışma hayatındaki rolü değişiyor. İnsanların özgürlük, konfor ve gelecek beklentileri değişiyor. Fakat biz hâlâ bütün bunları görmezden gelip, “gençler sorumsuz” diyebiliyoruz.

Acaba gençler neden geleceğe güvenmiyor ya da gençler kimlere ve hangi güvensizlikten dolayı geleceğe dair ümitlerini kaybediyor? Bir toplumun çocuk sayısı, yalnızca evlilikle değil, ev fiyatlarıyla, maaşlarla, eğitim sistemiyle, çalışma hayatıyla, hukuk sistemiyle ve insanların geleceğe duyduğu güvenle belirlenir. Sizce de çocuk yapmayı teşvik etmek yerine çocuk sahibi olmanın insanlara korku değil umut verdiği bir ülke inşa etmek çok daha anlamlı olmaz mıydı?

Peki ne zaman? 100. yılını devirmiş bir ülkenin hala bu problemlerle boğuşuyor olması çok ilginç değil mi? Ya da böyle köklü bir devletin bazı temel toplumsal konularda aradan geçen onlarca yıla rağmen geriye gitmesi nasıl izah edilebilir?

Eğer bir toplumda sosyal, hukuksal, finansal ve manevi açıdan geriye gidiş varsa orada çözülemeyen büyük problemler var demektir. Böyle bir toplumun köklü değişim ve dönüşümlere ihtiyacı var demektir. Böyle bir toplumda eğitim hayatı sorunlu, sivil toplum çıkmazda, siyaset bitmiş, hukuk yerle bir olmuş demektir. Böyle bir toplum, kendi temel problemlerinin farkında değilse onları konuşamıyor demektir. Konuşulamayan problemlerin ise çözülme ihtimali yoktur.

Peki her şeyin yerle bir olduğu, sistemin çöktüğü bir toplumda ne yapmalıyız? Bence şimdilik aileyi ayağa kaldırmaya çalışalım yeter.