Sistem Değil Anlam Kur
- Tarih:
İnsan; kendisini, başkasını ve âlemi fark edebileceği “mana pencereleri” arıyor. Üstelik algoritmaların kavramları belirlediği ve alternatifleri görme imkânlarının azaldığı bir dönemde… İhtiyacımız olan şey özgüveni öz-eleştiriyle; hafızayı adaletle; aidiyeti haysiyetle birlikte taşıyabilen olgun bir anlatıyı inşa edebilmektir.
Yeni Kelimeler Teklif
Çağımızın esas açmazı insanın etkisinin küçümsenmesi değil, tam tersine etkisi büyütürken gayesini kaybetmesidir. Daha hızlıyız ama nereye gittiğimizden emin değiliz; daha çok seçeneğimiz var ancak neyin seçilmeye değer olduğunu belirleyecek müşterek ölçülerimiz zayıflıyor. Bu açıdan insanın ne olduğu kadar, ne olmak istediğini ve ne olmaktan korktuğunu gözler önüne seren bir mana haritası ihtiyacı var.
Kelimelerimizi değiştirmeden istikametimizi bütünüyle değiştiremeyiz. Çünkü neyi sürekli söylediğimiz zamanla neyi önemli gördüğümüzü, neyi önemli gördüğümüz ise hangi kurumları inşa edeceğimizi belirler. Bu açıdan anahtar kelimeler yalnız büyüme, maddi kalkınma, güç, rekabet ve başarı olmamalıdır. Adalet, liyakat, emanet, haysiyet, merhamet, fazilet, özgürlük, ilim, sanat, üretim, mesuliyet ve müşterek iyi de aynı kuvvetle dilimizin merkezinde bulunmalıdır.
Aşkın Olanla Yüzleşmek
Günümüzdehız kültürü, ekran dili, slogan, emoji ve birkaç yüz kelimeye sıkışarak küçülen bir anlam dünyasında kaybolma tehlikesiyle karşı karşıyayız. Dijitalleşme hafızayı ortadan kaldırmıyorsa da, hafızanın ağırlık merkezini içselleştirilmiş bilgiden erişilebilir bilgiye, süreklilikten çağrılabilirliğe, anlatıdan veri yığınına doğru kaydırıyor.
Bu süreçte yeni bir düşünceyi kendi iç imkânlarıyla kurabilmek için kavramlar arasında sistemli ilişkiler kurabilen ve nitelikli özgün eserler verebilen “entelektüel kudret” arayışı gerekmektedir. Bu arayış ahlâkı; yalnız doğru kuralı seçmek değil, başkasını kendi bencilliğimizin perdesinden kurtularak adil biçimde görebilme meselesidir. Bu yüzleşme, “ben onun yerinde olsaydım dünyayı nasıl görürdüm?” sorusuna kapı açar ve bilgi, malumat olmaktan çıkarak tecrübeye yaklaşır.
Zengin Müktesebatı Tevarüs
Geçmişten gelen birtakım manaları, soruları, ölçüleri, tecrübeleri ve istikametleri devralsak da, bunları kendi zamanının imtihanlarından geçirerek, süzerek ve çağının meydan okumaları karşısında sınayarak yeniden dile getirmeliyiz. Bu kabiliyetle dünyada olanı söyleyebilir, insanlığa dünyayı başka türlü düşünmenin imkânlarını teklif edebiliriz. Geçmiş müktesebatı muhafaza ederek hafızasızlıktan, yeni düşünceler üretmek üzere yeniden işleterek geleceksizlikten korunmalıyız.
Bu denge sayesinde geçmişte bulunan kurucu manayı bugünün dünyasında yeniden konuşturabiliriz. Böylece “kavramlaştırma kudretini kuşanarak” elimizdeki büyük mirasla bugün insanlığa hangi iyi, doğru ve güzel sözü söyleyeceğimize hazırlanırız. Henüz söylenmemiş olanı söyleyebilmek ise, tarafların sahip olduğu ufukların kaynaşmasıyla gerçekleşecektir.
İnsan Seçtiği Zaman
İnsanın ahlâkî değeri, önünde kaç seçenek bulunduğundan ziyade seçenekler arasından hangisini niçin seçtiğinde belirginleşir. Bu açıdan özgürlük bütün sınırların ortadan kaldırılması değil, insanın kendisine dışarıdan zorla çizilmiş sınırlar ile kendi iradesiyle kabul ettiği ahlâkî ölçüler arasındaki farkı kavrayabilmesidir. Çünkü insanın özgürlük göstergesi yapabilme kudreti kadar vazgeçebilme kudretinden okunabilir.
Seçme özgürlüğü toplumsal hayata böyle nüfuz ederse, siyasette sloganın yerini hizmet; eğitimde hayattan kopuk talimin yerini soru ve hayatta problem çözme alacaktır. Böylece hız ve hırs yerini tahkik ve mesuliyete, galip gelme yerini anlama çabası ve empatiye bırakacaktır. Böylece insan yalnız dünyada bulunan değil, dünyayı kendisi için bir mâna dünyasına dönüştüren varlık olur.
İnsan olmak, insanın kendisini hangi iyiye bağladığına, ne uğruna vazgeçebildiğine, kime karşı sorumluluk duyduğuna ve hayatını hangi anlam ufku içerisinde kurduğuna bağlıdır. Bu bağ güçlendiğinde insanın hüküm verme ve düşünme tarzı değişir, mesele hikmete, hakikate ve adalete sevdalı tavır ve tutumla kuşanmak olur. Bu değer, “insanların kendilerini sürecin öznesi hissettikleri” ortamlarla ve “daha fazla hızlı değil, daha geniş bir dikkatli” çözümlerle anlam bulacaktır.




