Bir Okul Çantasına Kaç Enflasyon Sığar?
- Tarih:
Pazartesi sabahı milyonlarca çocuk yeniden okul sıralarına oturdu. Yeni defterlerin ilk sayfaları açıldı, kalemler kutulardan çıktı, çantalar omuzlara takıldı. Çocuk için yeni eğitim yılı biraz heyecan, biraz merak demekti. Anne babanın aklında ise başka bir soru vardı:
Bu eğitim yılı aile bütçesine ne kadara mal olacak?
Çünkü artık bir okul çantasının içinde yalnızca kitap, defter ve kalem taşınmıyor. Biraz enflasyon, biraz ulaşım gideri, biraz gıda maliyeti, biraz kıyafet, biraz da ay sonunu nasıl getireceğini düşünen anne babanın kaygısı o çantaya giriyor.
2026-2027 eğitim öğretim yılı 14 Eylül Pazartesi günü başladı. Millî Eğitim Bakanlığının yayımladığı genelgede velilere ilave mali yük oluşturacak uygulamalardan kaçınılması, öğrencilerin belirli marka veya yüksek maliyetli ithal kırtasiye ürünlerine yönlendirilmemesi ve Bakanlığın ücretsiz kaynakları dışındaki materyallerin okullarda kullandırılmaması özellikle belirtildi. Ücretli deneme sınavları ve benzeri uygulamalar konusunda da aynı yönde sınırlamalar getirildi.
Veliyi gereksiz mali yükten korumayı amaçlayan bu yaklaşım önemli. Ancak alınan her tedbirin eğitimde fırsat eşitliği üzerindeki sonuçlarını da ayrıca değerlendirmek gerekiyor. Üstelik velinin yaşadığı ekonomik gerçek yalnızca okul kapısının içinde başlamıyor.
Tüm Kırtasiyeciler Derneğinin verdiği bilgiye göre bir öğrencinin temel okul alışverişinin maliyeti bu yıl yaklaşık 2 bin 500 liraya ulaştı. Üstelik bu rakam ağırlıklı olarak çanta, defter, kalem, suluk, beslenme çantası ve temel kırtasiye ihtiyaçlarını ifade ediyor.
İlk bakışta bunu eylül ayına özgü, yılda bir defa yapılan bir harcama olarak görebiliriz.
Asıl yanılgı da burada başlıyor.
Okul masrafı bir alışveriş değildir; yaklaşık dokuz ay süren bir giderler zinciridir.
Kalem biter, defter dolar, ayakkabı eskir, çocuk büyür, kıyafet yenilenir. Sabah evden çıkan çocuğun okula ulaşması gerekir. Gün içinde beslenmesi gerekir. Zaman zaman yeni materyale ihtiyaç duyar. Evde ders çalışabilmesi için internet, elektrik, masa, kitap ve kimi zaman teknolojik araç gerekir. Bir ailenin eğitim gideri eylül ayında kasada ödediği paradan ibaret değildir.
Bunu en açık biçimde servis ücretlerinde görüyoruz. Ankara, İstanbul ve İzmir’de yeni eğitim yılı için belirlenen yıllık okul servis ücretleri mesafeye göre 27 bin liradan başlayarak 93 bin liranın üzerine kadar çıkıyor. Ankara’daki tarifelerde geçen eğitim yılına göre artış yüzde 25,49 olarak açıklandı.
Bir de çocuğun okulda geçirdiği günün maliyeti var.
Yeni dönemde kantinlerde çorba 80 liraya, tost 100 liraya, ayran 30 liraya kadar çıkmış durumda; sandviç çeşitleri 100-125 lira bandında. Bunlar tek seferlik bir harcama olarak düşünüldüğünde dahi önemli rakamlar. Bir de aynı harcamayı haftalar ve aylar boyunca yaptığınızı düşünün; mesele çok daha ağırlaşıyor.
İşte eğitim maliyetine bakarken yapılması gereken tam da budur:

Tek bir günün değil, bir eğitim yılının hesabını yapmak.
Bir çocuk için yapılan harcamayı iki çocuklu, üç çocuklu bir aile açısından düşünün. Üzerine kira, elektrik, doğal gaz, mutfak, ulaşım ve diğer zorunlu giderleri ekleyin. Ağustosta yıllık tüketici enflasyonu yüzde 31,51 iken gıda fiyatlarının yüzde 33,79, ulaştırmanın yüzde 35,08 ve konut-su-elektrik-gaz grubunun yüzde 39,77 artmış olması, okul giderlerinin neden aile bütçesine bu kadar ağır geldiğini de açıklıyor.
Çünkü çocuğun beslenme çantasına giren peynir de enflasyondan etkileniyor, onu okula götüren servis de, defterin üretiminde kullanılan kâğıt da, kıyafet de.
Bir okul çantasına kaç enflasyon sığar diye sorarken aslında bundan söz ediyoruz.
Gıda enflasyonu beslenme çantasına, ulaştırma enflasyonu servise, genel maliyet artışları kırtasiyeye ve kıyafete giriyor.
Sonunda makroekonomik tabloda gördüğümüz oranlar, küçülerek bir çocuğun sırtındaki çantanın içine yerleşiyor.
Fakat meselenin yalnızca hayat pahalılığı tarafı yok. Bir de eğitimde fırsat eşitliği meselesi var.
Aynı sınıfta iki çocuk yan yana oturabilir. Aynı öğretmeni dinleyebilir, aynı kitabı okuyabilir. Fakat okuldan çıktıktan sonra sahip oldukları imkânlar birbirinden tamamen farklı olabilir.
Birinin ailesi servis, yemek, kitap, yabancı dil, kurs ve teknolojik araç ihtiyaçlarını rahatlıkla karşılayabilirken diğer aile bunların hangisinden vazgeçeceğini düşünüyorsa, ekonomik eşitsizlik bir süre sonra eğitim eşitsizliğine dönüşür.
Burada yardımcı kaynaklara ilişkin yasak da ayrıca tartışılmalıdır. Bakanlığın ücretsiz dağıttığı kaynaklar dışındaki materyallerin devlet okullarında kullandırılmaması, veliyi mali yükten korumayı amaçlıyor. Ancak özel okullarda öğrencilerin çok daha fazla ve çeşitli kaynağa erişebildiği bir eğitim ortamında, bu sınırlamanın devlet okulundaki öğrenciler açısından yeni bir fırsat eşitsizliği üretip üretmediği de göz ardı edilmemelidir.
Üstelik mesele yalnız okulların yardımcı kaynak talep etmesi değildir. Çocuğunun daha fazla soru çözmesini ve farklı kaynaklardan çalışmasını isteyen veliler de bulunmaktadır. Bu nedenle çözüm, aileleri zorunlu harcamaya yönlendirmek kadar yardımcı kaynağa erişimi bütünüyle sınırlamak da olmamalıdır. Asıl ihtiyaç, öğrencinin gelir durumundan bağımsız biçimde nitelikli ve çeşitli eğitim materyallerine erişebilmesini sağlamaktır.
Bu nedenle eğitim giderlerinin yükselmesi sadece aile bütçesinin değil, fırsat eşitliğinin de sorunudur.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının ihtiyaç sahibi öğrencilerin kırtasiye, kıyafet, ayakkabı ve benzeri eğitim ihtiyaçları için Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarına ilk dönem için yaklaşık 2 milyar lira kaynak aktarması bu ihtiyacın kamu tarafından da görüldüğünü gösteriyor.
Ancak burada bir adım daha ileri gitmek gerekiyor.
Millî Eğitim Bakanlığının yalnızca eğitimin pedagojik tarafını değil, eğitime erişmenin aile üzerindeki ekonomik maliyetini de düzenli biçimde izlemesi gerektiğini düşünüyorum.
Sayın Millî Eğitim Bakanına da buradan düşen önemli bir sorumluluk var.
Genelgede “velilere ilave mali yük oluşturulmayacak” demek değerlidir. Ama bunun okul kapısından sonra gerçekten uygulanıp uygulanmadığını görmek daha değerlidir.
Yardımcı kaynağa ihtiyaç duyan veya talep eden öğrenciler için fırsat eşitliğini bozmayacak bir erişim modeli oluşturulabilir mi?
Belirli bir kırtasiyeye veya markaya yönlendirme yapılıyor mu?
Yıl içerisinde farklı adlar altında para toplanıyor mu?
Ücretsiz olması gereken eğitim, ailelerin cebinden yaptığı tamamlayıcı harcamalar nedeniyle fiilen ne kadara mal oluyor?
Bunların ülke çapında düzenli olarak ölçülmesi gerekir.
Hatta neden her eğitim öğretim yılı öncesinde bir “öğrenci eğitim maliyeti” açıklanmasın?
Kırtasiye, ulaşım, beslenme, kıyafet ve diğer zorunlu giderleri bölgelere ve gelir gruplarına göre ortaya koyan bir çalışma hem kamuya hem ailelere önemli bir veri sağlar. Böylece sosyal destekler de genel tahminlere göre değil, gerçek maliyete göre tasarlanabilir.
İhtiyaç sahibi ailelere yapılan eğitim yardımları enflasyon karşısında güncellenebilir. Okul yemeği ve beslenme desteğinin kapsamı tartışılabilir. Servise erişimin zorunlu olduğu bölgelerde ulaşım desteği geliştirilebilir. Okulların kendi temel ihtiyaçlarının yeterince karşılanması sağlanarak bu ihtiyaçların doğrudan veya dolaylı biçimde velilere aktarılmasının önüne geçilebilir.
Çünkü mesele yalnız “okullar ücretsiz mi?” sorusu değildir.
Asıl soru şudur:
Bir çocuğu devlet okulunda bir eğitim yılı boyunca okutabilmenin gerçek maliyeti bir aile için ne kadar?
Eğitim anayasal bir hak olduğuna göre, ailenin gelir düzeyi çocuğun eğitim imkânlarını belirleyen başlıca unsur haline gelmemelidir.
Üstelik bu konu yalnız dar gelirli ailelerin sorunu da değildir. Hayat pahalılığının arttığı bir dönemde orta gelirli aile için de iki çocuğun servisi, beslenmesi, kıyafeti ve diğer okul ihtiyaçları ciddi bir bütçe kalemine dönüşebiliyor.
Bu nedenle okulların açılmasıyla yapılan kırtasiye alışverişini görüp “eğitim masrafı tamamlandı” demek mümkün değil.
Asıl masraf zil çaldıktan sonra başlıyor.
Her sabah yeniden.
Servis geldiğinde.
Beslenme çantası hazırlanırken.
Kantinde çocuk acıktığında.
Ayakkabı eskidiğinde.
Defter bittiğinde.
Ve aile ay sonunda yeniden hesap makinesini eline aldığında…
Çocuğun omzundaki çantayı hafifletmek yalnızca daha az kitap koymakla mümkün değil.
O çantaya yüklenen ekonomik ağırlığı da azaltmak gerekiyor.
Çünkü bir eğitim sisteminin başarısı yalnızca kaç derslik açtığıyla, kaç kitap dağıttığıyla ya da sınav sonuçlarıyla ölçülmez.
Bir anne babanın, çocuğunu okula gönderirken “Bugün hangi masraf çıkacak?” diye düşünmek zorunda kalmaması da iyi bir eğitim sisteminin göstergesidir.
Belki de yeni eğitim yılının başında sormamız gereken soru bu:
Çocuklarımızın çantasında defter ve kalemden başka ne taşıyoruz?
Eğer cevabın içinde ailelerin geçim kaygısı giderek daha fazla yer tutuyorsa, o çantayı biraz hafifletmek hepimizin, ama en çok da eğitimi yönetenlerin görevidir.




