Engelsiz Kentsel Tasarımın Mevzuat Açısından Değerlendirilmesi
- Tarih:
Engelsiz şehir kavramı; yalnızca engelli bireyleri değil, aynı zamanda yaşlıları, hamile kadınları, çocukları ve geçici hareketlilik kısıtlılığı yaşayan herkesi kapsayan bir kent hakkı anlayışını ifade eder. Türkiye’nin bu alandaki yasal çerçevesi oldukça ileri düzeyde olsa da, sahadaki uygulamaların aynı başarı seviyesine ulaşamadığı söylenebilir.
Mevzuat açısından bakıldığında, 2005 yılında yürürlüğe giren Engelliler Hakkında Kanun (5378 sayılı Kanun) önemli bir dönüm noktasıdır. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği normlarıyla uyumlu olan bu kanun; kamusal alanlardan ulaşım sistemlerine kadar geniş bir yelpazede erişilebilirliği zorunlu kılmaktadır. Türk Standartları Enstitüsü tarafından hazırlanan standartlar arasında TS 9111 bina içlerini ve girişlerini kapsarken, TS 12576 bu binalara erişim sağlayan kentsel açık alanları ve yolları ele almaktadır. Bu ikisi bir bütünün tamamlayıcı parçalarıdır; bir binanın gerçekten erişilebilir olması için hem iç mekanının (TS 9111) hem de binaya ulaşımı sağlayan yolun (TS 12576) standartlara uygun olması gerekir. Söz konusu standartlar, engelli bireylerin ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde yapılaşmış çevrenin ve yaya yollarının nasıl tasarlanması gerektiğini ayrıntılandırmaktadır. Ayrıca, 81 ilin tamamında kurulan Erişilebilirlik İzleme ve Denetleme Komisyonları, gerekli denetim mekanizmalarını işletmek için çaba göstermektedir.
Uygulamada ciddi eksiklikler bulunmaktadır. Somut sorunlar arasında yetersiz kaldırımlar, standartları karşılamayan rampalar, toplu taşıma araçlarındaki erişilebilirlik sorunları ve engelli bireylerin erişimine uygun tasarlanmamış dijital platformlar yer almaktadır. Belediyelerin kamusal alanlardaki yönlendirme ve bilgilendirme tabelaları, bilgilendirme kioskları ve yardımcı teknolojilere erişim konularında kat etmesi gereken önemli bir mesafe vardır.
Mevcut yapıların erişilebilirliğe uygun hale getirilmesi sürecinde mülk sahiplerine yüklenen mali külfetler ve bürokratik süreçler, dönüşüm sürecini yavaşlatmaktadır. Erişilebilirlik sertifikası alan bina sayısı artsa da, tek bir engelli bireyin bile kentte bağımsızca hareket edebilmesi için erişilebilirlik zincirinin bütünüyle tamamlanmış olması gerekir.
Türkiye, engelsiz şehirler konusunda mevzuat açısından önemli adımlar atmıştır. Ancak mevzuatın varlığı tek başına yeterli değildir; asıl sınav, bu kuralların hayata geçirilmesinde yatmaktadır. Yasal düzenlemelerin planlı ve uzun vadeli bir stratejiyle gözden geçirilmesi, kamu kurumlarının bu dönüşümde öncü bir rol üstlenmesi ve özel sektörün teşvikler ve zorunlu düzenlemelerle desteklenmesi büyük önem taşımaktadır. Engelsiz bir şehir yalnızca fiziksel tasarım meselesi değil; aynı zamanda sosyal eşitlik, kapsayıcılık ve medeniyet meselesidir. Geleceğin şehirleri, herkesin bağımsız ve güvenli bir şekilde hareket edebildiği yerler olmalıdır.




