Picture of Samet Aydın
Samet Aydın

“Bu Şehir Arkandan Gelecektir”

A+ A-

“Yeni bir ülke bulamazsın,

başka bir deniz bulamazsın.

Bu şehir arkandan gelecektir.” (Konstantinos Kavafis)

Bir şehri en iyi sabahın ilk saatlerinde tanırsın. Güneş henüz asıl yüzünü göstermemiştir. Sokaklar gecenin sessizliğinden yavaş yavaş sıyrılırken bir fırından sıcak ekmek kokusu gelir.  Sabahçı kahvelerinde çayın buharı yükselmeye başlamıştır. Sabah çorbasının dumanı üzerindedir. Eski bir evin penceresine güneşin ilk ışıkları düşer. İnsanlar henüz günün telaşına kapılmamıştır. Uzaklardan bir sela sesi duyulur.  “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn.”

Şehrin başlangıcı olan sabahına bir sonun ölümün sesi karışır. Yeni başlayacak bugüne bazılarımız kavuşamamıştır. Bir evde hayatın eskisi gibi devam etmeyeceğini düşünürsün. Fakat şehir kendi düzenini sürdürür. Fırıncı ekmek çıkarmaya, otobüsler duraklara yanaşmaya, dükkânlar açılmaya devam eder. Hayat, bir insanın eksilmesine rağmen bütün ağırlığıyla akıp gider.

Bazı şehirler kendisini insana hemen göstermez. Büyük şehirlerin yaptığı gibi ışıkları, kalabalığı ve yüksek binalarıyla insanın üzerine gelmez. Gece bir örtüdür sabah bir merhaba. Daha sessizdir. Sokakları ağır ağır uyanır. İnsanlar birbirlerini tanır. Şehir biraz da bu tanışıklığın içinde yaşar.

Fakat insan alışır. Sürekli gördüğü şeyin değerini fark etmez. Çocukken önünde oynadığı çeşmenin yanından geçerken başını çevirmez. Mahallenin köşesindeki bakkalın önünde yıllardır oturan ihtiyarı görmez. Akşam güneşinin eski duvarlara nasıl vurduğunu, yağmurdan sonra sokağın nasıl koktuğunu düşünmez. Bütün bunlar hayatın sıradan parçaları olur. Oysa kıymetlidir. Sadece insanın gözü alışmıştır.

Sonra bir gün uzaklaşırsın. Önce başka bir semte, sonra başka bir şehre, belki başka bir ülkeye gidersin. Yeni sokaklar görür, başka insanlarla tanışır, bilmediğin meydanlarda yürürsün. Başlarda her şey ilginç gelir. İnsan yeni olanı sever. Yeni bir şehir, yeni bir hayat ihtimali gibi görünür. Dünya büyüktür dersin. Fakat zaman geçtikçe başka bir şey başlar. Bir sabah hiç tanımadığın bir sokakta yürürken burnuna sıcak ekmek kokusu gelir. Uzakta bir ezan duyulur. Eski bir evin penceresine güneş vurur. Bir ihtiyar bastonuna dayanarak camiye doğru yürür.

Ve birden kendi şehrini, kendini hatırlarsın. O zaman anlarsın ki insanın aradığı her zaman başka bir şehir değildir. Bazen kendi şehrinde göremediği bir hayatı başka yerlerde aramaktadır. İnsan biraz da uzaklaşınca yakınını görmeye başlar.

Çocukken uzun gelen sokakların aslında ne kadar kısa olduğunu, büyük sandığın evlerin küçüldüğünü, her gün önünden geçtiğin insanların hayatında ne kadar çok hikâye taşıdığını yıllar sonra fark edersin. Bir zamanlar sıradan gördüğün şeyler hafızanda başka bir anlam kazanmaya başlar. Bir sokak artık yalnızca bir sokak değildir. Çocukluğundur. Bir meydan yalnızca bir meydan değildir. İlk buluşmalarını, bayram sabahlarını, arkadaşlarınla geçirdiğin akşamları taşır.

Eski bir evin penceresi yalnızca pencere değildir. Bir insanın yüzünü, bir annenin sesini, çocukluğunda duyduğun bir konuşmayı hatırlatır. İnsan doğduğu şehri terk edebilir. Başka yollar yürüyebilir, başka denizlere bakabilir, başka ülkelerde sabahlayabilir. Fakat yaşanmışlığın her zaman insanın peşinden gelir. Kavafis’in söylediği de biraz budur: “Yeni bir ülke bulamazsın, / başka bir deniz bulamazsın. /Bu şehir arkandan gelecektir.”

Bazen bir koku olarak gelir, bazen bir ses olarak. Bazen bir ezanda, bazen eski bir şarkıda, bazen hiç beklemediğin bir anda karşına çıkan bir sokakta belirir. Yıllardır hatırlamadığın bir yüzü hatırlarsın. Çocukluğunda duyduğun bir cümle zihninde yeniden yankılanır. Meğer şehir insanın dışında değil, biraz da içinde yaşarmış.

Belki bu yüzden bazı insanlar yıllar sonra memleketlerine döndüklerinde önce yabancılık hisseder. Sokaklar aynıdır ama insan değişmiştir. Evler, meydanlar, camiler, dükkânlar yerli yerindedir. Fakat sen artık o eski insan değilsindir. İnsanlar da. Şehre baktığında gördüğün şey de bu yüzden değişmiştir. Eskiden fark etmediğin ayrıntıları görmeye başlarsın.

Mahallenin yaşlısının aslında ne kadar yalnız olduğunu, çocukken önünden geçtiğin evin neden yıllardır kapalı durduğunu, akşamları aynı bankta oturan insanların neden hep aynı saatte geldiklerini düşünürsün.

Şehir sana bir hikâye anlatmaya başlar.

Sen de ilk defa dinlersin.

Başka şehirleri görmek, başka hayatlara dokunmak, başka denizlerin kıyısında durmak insana kendi hayatını yeniden düşündürür.

Çünkü çoğu zaman insan kendisine ancak uzaklardan bakabilir.

İnsan, gittiği her yerden biraz kendisine dönerek geldiği olur. Başka denizler gördükçe kendi denizinin, başka şehirlerde sabahladıkça kendi şehrinin sabahının kıymetini anlar.

Sonunda şunu öğrenir:

Bazı şehirlerden gidilir.

Ama bazı şehirler insanın içinden hiç gitmez.