Kosova-Sırbistan Sorunu Üzerine 3: Savaş ve Uluslararası Müdahale
- Tarih:
Barışçıl direnişin arzulanan sonuçları doğuramaması ve Milošević rejiminin baskıcı politikalarının giderek ağırlaşması, 1990’lı yılların ikinci yarısında Kosova’da silahlı direniş fikrini daha fazla gündeme taşımaya başladı.
Kosova’da Sırp Yönetimine Karşı Silahlı Mücadelenin Başlangıcı
1997 yılında Kosova Kurtuluş Ordusu (UÇK), örgütlü askerî ve siyasi bir yapı olarak teşekkül etmiştir ve Kosova’daki bağımsızlık mücadelesinin silahlı safhasını temsil eden esas etmen konumuna gelmiştir. Nitekim 1990 Kosova Cumhuriyeti Anayasasına göre ülkenin savunulmasının her vatandaşın hakkı, görevi ve haysiyeti olduğu ifade ediliyordu.[1] UÇK’nın faal olması, Kosova meselesinin uluslararası platformlarda salt insan hakları ihlalleri çerçevesinde ele alınmasının önüne geçti. Mesele, aynı zamanda Kosova halkının kendi kaderini tayin hakkına dayanan siyasi bir konu olarak daha belirgin biçimde öne çıkmıştır.
Böyle bir ortamda Sırbistan’a karşı Arnavut direnişi zamanla iki ayrı istikamette şekillenmiştir. Bir tarafta Ibrahim Rugova liderliğindeki LDK’nın sivil itaatsizlik ve barışçıl mücadele anlayışı, diğer tarafta ise UÇK’nın silahlı direnişi yer almıştır.[2]
UÇK, giderek artan halk desteğiyle birlikte hem sahadaki etkinliğini güçlendirmiş hem de uluslararası aktörlerle kurduğu temaslar sayesinde sürecin önemli taraflarından biri hâline gelmiştir. Evvela küçük gerilla birlikleri biçiminde örgütlenen UÇK, zamanla daha merkezi bir komuta sistemine sahip askerî bir organizasyona dönüşmüş ve Kosova’nın bazı bölgelerinde fiilî kontrol kurmuştur.
Diğer taraftan Sırp polis ve askerî güçlerinin UÇK’ye karşı yürüttüğü operasyonlar, Arnavut sivillere yönelik şiddetin giderek artmasına yol açmıştır. Köylerin yakılması, sivillerin öldürülmesi ve halkın zorla yerinden edilmesi, geniş çaplı etnik temizlik boyutuna ulaşmıştır. Bir milyondan fazla Kosovalı Arnavut, başta Makedonya ve Arnavutluk olmak üzere farklı ülkelere sığınmak zorunda kalmıştır.[3]
Kosova Sorununda Bir Dönüm Noktası Olarak Jashari Ailesinin Katledilmesi
Prekaz köyünde Jashari ailesine yönelik saldırı, Kosova’daki hadiselerin seyrini değiştiren dönüm noktalarından biri olmuştur. Aralarında kadınların, çocukların ve yaşlıların da bulunduğu 58 Jashari ailesi ferdinin öldürüldüğü bu trajedi, genellikle direniş, kolektif kahramanlık ve fedakârlık üzerinden ele alınmaktadır. Mamafih, Jashari ailesinin başına gelenler, uluslararası hukuk bakımından da üzerinde durulması gereken ciddi meseleleri gündeme getirmiştir.
Prekaz’da meydana gelenler, bir veya birkaç aranan kişiye karşı yürütülen sıradan bir polis operasyonunun ötesine geçmiştir. Hadise, silahlı çatışma şartlarında devlet gücünün sınırları ile sivil halkın korunması meselesini doğrudan gündeme taşımıştır. Drenica’daki silahlı saldırılar ve özellikle Jashari ailesine karşı gerçekleştirilen eylem, Sırp makamlarının Kosova’yı bir “iç mesele” olarak takdim eden tezini de giderek tartışmalı hâle getirmiştir. BM Güvenlik Konseyine sunulan bilgilerde sivillerin operasyonların hedefi olduğu ve Yugoslav-Sırp polis ve askerî güçlerinin orantısız kuvvet kullandığına dikkat çekilmiştir. Bu tablo, uluslararası düzeyde incelemelerin önünü açmış ve daha sonra AGİT misyonlarının Kosova’da konuşlandırılmasına zemin hazırlamıştır.
Jashari ailesinin direnişi ve fedakârlığı, Kosova meselesinin uluslararası alandaki hukuki değerlendirilmesine de tesir etmiştir. Prekaz’daki saldırı artık münferit bir polis operasyonu olarak değil, uluslararası kuruluşların sistematik insan hakları ve insancıl hukuk ihlalleri kapsamında değerlendirdiği daha geniş bir tablonun parçası olarak ele alınmıştır. Böylelikle Kosova krizi uluslararası ilgi ve sorumluluk gerektiren bir meseleye dönüşmüş, Yugoslavya’nın Kosova üzerindeki otoritesi de daha fazla sorgulanmaya başlanmıştır. Hukuk doktrininde “egemenliğin meşruiyet krizi” şeklinde tarif edilen bu tablo, 1998-1999 yıllarında işlenen suçlarla birlikte uluslararası müdahaleye ve ardından BM geçici yönetiminin kurulmasına uzanan zemini hazırlamıştır.[4]
Rambouillet Konferansı’ndan NATO Müdahalesine
Durumun vahim boyutlara ulaşması, uluslararası camiayı alarma geçirdi. 1999 yılının Şubat ve Mart aylarında Rambouillet ve Paris’te uluslararası barış konferansları tertip edilmiştir. Bu esnada yabancı diplomatlarla yürütülen temasların ardından UÇK doğrudan muhatap alınmaya başlanmıştır. Dolayısıyla Rambouillet Konferansı’nda da UÇK, Kosova heyetinin önde gelen temsilcilerinden biri olarak müzakere masasında yerini almıştır.
Taslak anlaşma, Kosova’da geçici bir öz yönetim mekanizmasının kurulmasını ve nihai statünün daha sonra belirleneceği siyasi bir safhaya geçilmesini öngörüyordu.
Kosova heyeti önerilen anlaşmayı kabul etmiş, Sırp-Yugoslav tarafı ise imza atmayı reddetmiştir. Böylece Rambouillet görüşmeleri kapsamlı bir uzlaşı sağlanamadan sona ermiştir. Buna rağmen konferans, Kosova meselesinin uluslararası gündemde daha sarih bir yer edinmesinde mühim bir eşik teşkil etmiştir. Ardından uluslararası müdahale yönündeki baskı artmış ve NATO’nun askerî seçeneğe yönelmesinde bu tablo etkili olmuştur.
Rambouillet görüşmelerinin sonuç vermemesi üzerine NATO, 24 Mart 1999’da Yugoslavya Federal Cumhuriyeti’ne karşı askerî harekât başlatmıştır. Müdahale devam ederken Kosova’daki güvenlik ortamı daha da ağırlaşmış ve geniş çaplı nüfus hareketleri meydana gelmiştir. NATO, askerî operasyonların yanı sıra insani yardım faaliyetlerine de destek vermiştir.
NATO müdahalesi, uluslararası hukuk bakımından meşruiyeti, gerekçeleri ve doğurduğu neticeler cihetinden geniş tartışmalara konu olmuştur. Kosova örneğinde müdahalenin dayandırıldığı esaslar, ağır insan hakları ihlallerinin varlığı ve sivil halkın yaşamının ciddi tehdit altında bulunmasıyla açıklanmıştır. Mağdur sivil nüfusun korunması ve insani felaketin sona erdirilmesi amacıyla gerekli tedbirlerin alınması da bu gerekçeler arasında gösterilmiştir.
Bu çerçevede NATO’nun Kosova müdahalesi, bir tarafta egemenlik ve kuvvet kullanma yasağının, diğer tarafta ise ağır insan hakları ihlalleri karşısında sivillerin korunması gereğinin karşı karşıya geldiği başlıca örneklerden biri olarak değerlendirilmektedir.[5]
Yetmiş sekiz gün devam eden hava harekâtının ardından Sırp güçleri Kosova’dan çekilmiş ve Sırbistan’ın bölgedeki fiilî hâkimiyeti sona ermiştir. Aynı dönemde UÇK ile NATO’nun eş zamanlı faaliyetleri, Kosova’daki askerî ve siyasi dengeleri belirgin biçimde değiştirmiştir. Bunun ardından Kosova uluslararası sivil ve askerî idare altına girmiş, güvenlik ise KFOR tarafından sağlanmıştır.
Savaşın Sonu: Kumanova Anlaşması ve 1244 Sayılı Karar
NATO, hava harekâtının sona ermesini Sırp polis ve askerî güçlerinin Kosova’dan tamamen çekilmesi şartına bağlamıştır. Bunun üzerine KFOR ile Yugoslavya Federal Cumhuriyeti arasında 9 Haziran 1999 tarihinde Kumanova Anlaşması imzalanmıştır. Anlaşma, Yugoslavya Federal Cumhuriyeti ile Sırbistan’a bağlı askerî, polis ve diğer güvenlik unsurlarının Kosova topraklarını terk etmesini öngörmüştür.
Dikkat edileceği üzere Kumanova Anlaşması’nda Kosova, Sırbistan karşısında müstakil bir taraf olarak yer almamıştır. Anlaşmanın bir tarafında NATO öncülüğündeki uluslararası güvenlik gücü KFOR, diğer tarafında ise Yugoslavya Federal Cumhuriyeti ile Sırbistan hükümetleri bulunmuştur.
Ertesi gün, 10 Haziran 1999’da NATO Genel Sekreteri Javier Solana, Yugoslavya Federal Cumhuriyeti’ne yönelik hava harekâtının durdurulması talimatını verdi. Aynı gün Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 1244 sayılı Kararı kabul etti. Böylece Kosova’da uluslararası sivil ve askerî varlığın hukuki zemini oluşturuldu. BM Geçici Yönetim Misyonu (UNMIK) göreve başladı ve uluslararası barış gücü konuşlandırıldı. UÇK’nın dağıtılmasının ardından, eski mensuplarının bir bölümünün de katıldığı Kosova Koruma Kolordusu (TMK) kuruldu.
1244 sayılı Karar, nihai statü belirleninceye kadar Kosova’da geçici öz yönetimin tesisini esas alıyordu. Uluslararası sivil idareye demokratik kurumların oluşturulmasını destekleme, kamu düzeni ve güvenliğinin korunmasına katkı sunma, insan haklarını gözetme, mülteci ve yerinden edilmiş kişilerin dönüşünü kolaylaştırma ve ekonomik yeniden yapılanmayı destekleme gibi geniş görevler verilmişti.[6] Bunun yanında Kosova’nın gelecekteki statüsünün belirlenmesine yönelik siyasi zeminin hazırlanması da öngörülüyordu.
Esasen 1244 sayılı Karar, çatışmanın ardından oluşan tabloya bir çerçeve sunmuş, fakat Kosova sorununun temelindeki anayasal ve siyasi ihtilaflara nihai bir çözüm getirmemiştir. Sırp yönetiminden fiilen çıkan Kosova henüz bağımsızlığını kazanmamıştı. Bir başka ifadeyle Sırbistan Kosova’dan çekilmiş, ancak ondan vazgeçmeye niyetli olmadığını açıkça göstermeye devam ediyordu.
[1] 1990 Kosova Cumhuriyeti Anayasası, m. 77.
[2] James W. Pardew, Paqebërësit, Botimet Koha, Prishtinë 2021, s. 193.
[3] Arsim Bajrami, Sistemi Kushtetues i Republikës së Kosovës, Shtëpia Botuese Artini, Prishtinë 2012, s. 65.
[4] Ditar Kabashi, “Rasti i Jasharëve në kontekstin juridik ndërkombëtar të çështjes së Kosovës”, https://revistashenja.com/rasti-i-jashareve-ne-kontekstin-juridik-nderkombetar-te-ceshtjes-se-kosoves/ (E.T. 10.09.2026).
[5] Salihe Salihu, “Legjitimiteti i intervenimit të NATO-s në Kosovë dhe doktrina Clinton”, 25-vjetori i ndërhyrjes së NATO-s dhe çlirimit të Kosovës: një çerekshekull shtetndërtim, arritje dhe sfida – qasje multidisiplinare, Akademia e Shkencave dhe e Arteve e Kosovës dhe Akademia e Shkencave e Shqipërisë, Prishtinë 2024, s. 240.
[6] Resolution 1244 (1999), United Nations Security Council, S/RES/1244 (1999), 10 June 1999, par. 11.




