Picture of Ebru Yıldırım
Ebru Yıldırım

Nimetin Asıl Yüzü

A+ A-

İnsan sahip olduklarının kıymetini çoğu zaman kaybettiğinde anlar. Oysa şükür kaybettikten sonra pişmanlık duymak değil, elindeyken kıymetini bilmektir.

Sağlığını kaybettiğinde bedenin ne büyük nimet olduğunu, yalnız kaldığında yanındakilerin kıymetini, gurbete gittiğinde evinin sıcaklığının ne kadar büyük bir lütuf olduğunu fark eder. Sahip olduğumuz nimetler hayatımızın sıradan bir parçası haline gelirler ki artık onları nimet olarak görmemeye başlarız. Sabah gözlerimizi açabilmek, sevdiklerimizin sesini duyabilmek, sağlıklı bir bedene sahip olmak bizim için sıradanlaşmış sanki zaten olması gereken şeylermiş gibi göründüğü için, nimetin şükrünün önündeki engellerden biridir.

İnsan, sürekli sahip olduğu şeyleri zamanla hakkıymış gibi görmeye başlar. Oysa hiçbir şey bize ait olmak zorunda değildir. Sağlık da sevdiklerimiz de gençliğimiz de zamanımız da sahip olduğumuz imkânlar da bize emanet edilmiş nimetlerdir. Kur’an’da şöyle buyurulur: “Eğer şükrederseniz, elbette size nimetimi artırırım.” (İbrahim, 14/7) Bu ayeti yalnızca maddî bir artış olarak düşünmemek gerekir. Bazen nimet, sahip olduğumuz şeyin çoğalması değil; o şeyin içindeki bereketin artmasıdır. Bir sofranın bereketi, üzerindeki yemeklerin çokluğu değildir.

 Bir evin bereketi, odalarının büyüklüğü değildir.

Bir ailenin bereketi, kalabalıklığı değildir.

Bazen küçük bir sofrada huzur vardır.

Bazen mütevazı bir evde büyük bir muhabbet vardır.

Bazen tek bir insanın varlığı, koca bir kalabalıktan daha büyük bir nimettir. Şükür biraz da bunu görebilmektir.

Çünkü insanın gözü çoğu zaman sahip olmadığı şeylere takılır. Başkasının hayatına bakar ve kendi hayatındaki güzellikleri görmez.

“Keşke benim de…”

“Benim neden yok?”

“Onun hayatı ne kadar güzel…” derken, kendi elindekilerin farkına varmaz. Oysa belki bir başkası, senin sıradan gördüğün hayatın için dua ediyordur. Senin yorulduğun ev, bir başkasının dönmek istediği yerdir. Senin her sabah sıradan bulduğun hayat, belki bir başkasının yaşayabilmek için vereceği son duadır. Bu yüzden şükür, sadece “Elhamdülillah” demek değildir. Elhamdülillah demek güzeldir.

Ama şükrün asıl hâli, nimetin hakkını verebilmektir.

Gözün şükrü, güzel olana bakabilmektir.

Dilin şükrü, güzel söz söyleyebilmektir.

Evin şükrü, orada huzur oluşturabilmektir.

Paranın şükrü, onu hayırlı yerde kullanabilmektir.

Bilginin şükrü, bildiğini başkasına fayda sağlayacak şekilde paylaşabilmektir.

Zamanın şükrü, onu boş yere tüketmemektir.

Evladın şükrü, onu sadece büyütmek değil, güzel bir insan olarak yetiştirmeye gayret etmektir.

Demek ki şükür, yalnızca dilde değil, davranışta görünür. İnsan bazen “Şükrediyorum.” der ama elindeki nimeti israf eder.

Vaktini tüketir, İnsanların kalbini kırar, Kendisine verilen imkânları yalnızca kendisi için kullanır.

Oysa nimetin gerçek şükrü, nimeti verene teşekkür etmek kadar, nimetin kendisine de hakkını vermektir. Belki de bu yüzden şükür, insanı değiştirir.

Çünkü şükreden insan sürekli eksiklerine bakmaz. Elindekileri görmeye başlar. Hayatındaki güzellikleri fark eder.

Bir bardak çayın sıcaklığını…

Bir annenin sesini…

Bir çocuğun gülüşünü…

Akşam eve dönebilmenin huzurunu… Şükür nimeti çoğaltmadan önce fark ettirir. Çünkü insan fark etmediği bir nimete gerçekten sahip olamaz. Elinde vardır ama kalbinde yoktur.

İşte şükür, nimeti kalbe taşır. Fakat şükrün daha zor bir tarafı vardır: Sahip olmadıkların için de sabredebilmek. İnsan elindekine şükretmeyi bir şekilde öğrenebilir. Ama istediği hâlde elde edemediği şeyler karşısında da Allah’a güvenebilmek daha derin bir teslimiyet ister. Bazen çok istediğin bir kapı açılmaz. Bazen dua ettiğin şey gerçekleşmez. Bazen yıllarca beklediğin bir şey sana nasip olmaz.

O zaman insanın şükrü sınanır. Çünkü şükür yalnızca “Allah bana verdi.” diyebilmek değildir.

Bazen: “Allah bana vermedi ama benim için neyin hayırlı olduğunu O benden daha iyi bilir.” diyebilmektir.

Belki de en zor şükür budur. Verilene şükretmek kadar, verilmeyenin hikmetine güvenmek…

İnsan bunu öğrendiğinde kalbinde garip bir huzur oluşur. Her şeyi anlamasa da güvenmeye başlar.

Her istediği gerçekleşmese de isyan etmez. Her kapı açılmasa da kapıların sahibine olan güvenini kaybetmez. Çünkü bilir ki insan hayatın yalnızca görünen kısmını bilir.

Allah ise bütün yolu bilir. Bu yüzden bazen bir nimetin şükrü, o nimeti kaybetmemek için korkuyla tutunmak değil; onu bize verene güvenerek kullanmaktır. Nimetin hakkını vermektir.

Elimizdeki nimetlerin farkına varabilmek ve hakkını verebilmek duası ile…